AYLA SÜMER İŞLER

Bu topraklardaki geçmişim ne 100 yıl ne de 1000 yıl. Bilebildiğim geçmişim 11.000 yıl. Akdeniz’in medeniyetlerini katman katman birbirinden ayırmanın ne kadar imkansız olduğunu söyleyen Braudel açılmaya hazır gözlerimi daha da açtı. Geçmişe daha bir dikkatle bakınca tüm havzada medeniyetlerin nasıl iç içe geçtiğini, hiçbir medeniyetin “saf” olamayacağını iyice anladım. Hiçbirimiz “safkan” değiliz. Bu topraklarda yaşayan herkes bir AŞURE bileşeni. Çömlek sanatına aşık olma yolumu hazırlayan herkese ve içine girdikçe geçmişimizin macerasını keyifle izlememe sebep olan her bir çömleğe ve ustasına sonsuz teşekkürlerimle…

Biyografi

“İflas edip bizi 5 kuruşsuz bırakarak dünyaya farklı gözlerle bakmamı sağlayan babama, 5 kuruşun bile yokken ve her yapılan binanın sanat eseri olması gerektiğine inanırken bir Zaha Hadid, bir Frank Gehry olabilmenin koşullarının bu ülkede henüz mevcut olmadığı gerçeğini anlamama yardımcı olarak mimarlığı terketme fikrini doğurup destekleyen kitaplarıma, Grafikerlik yaparken daha çok para kazanmak adına reklam piyasasına dalmamı engelleyen dünya görüşüme, İletişim Yayınları’ndayken bütün Cağaloğlu’nu kaplayacak şekilde çoğalarak bana “ben hâlâ ellerimle, kalemimle ve silgi kokusuyla çalışmak istiyorum” dedirten ve illüstrasyon eğitimi için İtalya’ya gitmemin zeminini hazırlayan bilgisayarlara “Valla ben hiç resim çalışmadım” derken gözlerimden doğruyu söylediğimi okuyup, resim Prof”u olduğunu zannettiğim ama aslında bir heykeltraş olan ve beni haftanın 3 günü üşenmeyip bir seramik fabrikasındaki atölyesine götürüp toprağa dokundurtan Bruno Orfei’ye Torna öğrenmek için gittiğim Eceabad’da (yaşım 42) “bana elime sopamı aldırma Aylâ Hanım” diyecek kadar çömlekçiliğe saygı duyan ve mesleğini ciddiye alan ustam-hocam İsmail Usta’ya Her yaptığım işi beğenmeyip “tamam Ayloş, amma…” diyen kızlarıma, eski kocama Sanatın aslında bir taklit olduğunu söyleyen ve dolaylı yolla hiçbir şeyin yüceltilmemesi gerektiğini öğreten Aristotelis’e “Yaşamın hiçbir yeni alanını keşfetmeden yalnızca söylenmiş olanı onaylayan” romanı romandan saymadığını söyleyip “Roman Öldü mü” sorusuna verdiği cevaplarla beni sanata dair düşüncelere gark eden ve Aristotelis’in cümlesiyle bitiştirdiğimde de Altamira’dan, Afrika’dan, Anadolu’dan sonra yepyeni bir şey söylenemeyeceğini, yapılamayacağını; yapılanın ancak “kendi dili”ne sahip olduğu takdirde “yeni bir şey” olabileceğini düşünmenin kapılarını açan Milan Kundera’ya ve toprağın geçmişini bugünle birleştirerek kapılarımı sonsuza kadar açık tutabileceğimi öğreten Carlos Fuentes’e Beni Doğu Akdeniz’in sonsuz katmanları arasında sonsuz bir yolculuğa çıkaran, coğrafyanın bir hafızası olduğunu belleten ve güzel bir gelecek için ona güven dedirten Braudel’e “Ölçülü güzelliğin aşıkîyiz” diyen Atinalı komutan Perikles’e Umutsuzluğa kapılmayıp “yeni” bir dil aramanın savaşını inatla sürdüren ve beni umutsuzluktan çekip çıkaran tüm “yeniden” yaratıcılara Estetiğinin ve düşündürdüklerinin yaşadığımız çirkinliklerin tam da ortasına düşmesiyle çirkinlikleri anlık da olsa berhava ederek bazılarımıza “hayatı aslında nasıl yaşamamız” gerektiğini düşündürtebilen – hiç olmazsa bu niteliğiyle de tahripkâr olan “saat”a teşekkürlerimle.

 

Ayla Sümer İşler Davetiye-1_DSC6657_DSC6648_DSC6660_DSC6671_DSC6650_DSC6675_DSC6684_DSC6699_DSC6704  _DSC6689_DSC6690_DSC6691aylasümeri_ler_DSC6678_DSC6697 _DSC6698_DSC6707_DSC6708_DSC6713_DSC6710_DSC6705_DSC6714_DSC6715_DSC6716_DSC6717_DSC6718 _DSC6719